Çok iyi hatırlıyorum.

Sene 2014, bir Ramazan günüydü.

Sudan’ın başkenti Hartum’da iftara birkaç saat kalmıştı. Ekmek almak için dışarı çıkmıştım. Birinci bakkalda ekmek yoktu, ikincisinde, üçüncüsünde de bulamamıştım. O gün kaç farklı dükkâna girdiğimi hatırlamıyorum. Artık yorgunluktan ve sinirden elim ayağım titrerken, sokak arası bir ekmek fırınında ancak ekmek bulabilmiştim.

Neden böyle peki diye soracaksınız, ben de sordum çünkü.

Zira Sudan’ın ithal ettiği buğday, zengin bir iş adamının tekelindeymiş. O da piyasadan buğdayı peyderpey azaltınca bir anda ülkede ekmek krizi başlamıştı. Üç gün kadar da sürmüştü. Devlet ise sistemli ve planlı olan bu karaborsacılık olayına hiçbir şekilde müdahil olmamıştı belki de olamamıştı. Zira bazen iktidar olabilirsiniz ama muktedir olamazsınız.

*

2017’de yolumuz bir daha düştü güzel ve sıcakkanlı insanlar diyarı Sudan’a. Türkiye’ye dönmeme yakın bu defa da ekmeğe ve petrole akıl almaz zamlar yapılmıştı. Birkaç günlük küçük protesto eylemleri olsa da halk topyekün bir karşılık veremediği için bu eylemler kuvveden fiile dönüşememişti.

Petrole yapılan zamma rağmen, ülkede ciddi bir petrol sıkıntısı da vardı. Yani paranız olsa bile arabanıza bazen yakıt alamıyordunuz. Kilometrelerce uzanan kuyrukları ilk defa o zaman görmüştüm. Şöyle düşünün ki; belki biraz daha iyi anlayabilirsiniz durumun vahametini. Arabamıza yakıt almak için bazen yatsıdan sonra petrol kuyruğuna girip, sabah namazında eve geliyorduk ve depoyu da fulleyemiyorduk. Onlar ne kadar vermek isterlerse o kadar veriyorlardı.

2011’de Güney Sudan, Sudan’dan koparılınca zengin petrol yataklarının büyük bir kısmı güneyde kalmıştı. Petrol işleme tesisleri de kuzeyde olunca, petrol ne güneye ne de kuzeye yaramıştı. İkisi de o muazzam pastadan ancak cüzi bir şekilde istifade edebiliyorlardı.

Belki de 11 Nisan 2019 sabahı gerçekleşen darbeye biraz da bu cepheden bakmak gerekiyor. Zira ülke bölünmeden önce hemen hemen parası TL ile eşdeğer olan Sudan poundu (yerel dilde Sudan cüneyhi) 7 yıl gibi bir süre içinde çok fazla değer kaybetti. 1 dolar, 2014’te 5, 2017’de 40 ve 2019’da 70 cüneyhe kadar yükselince, halkın alım gücü çok daha fazla kötüleşti.

Halk, 29 yıldan beri ülkeyi yöneten Ömer el-Beşir ve iktidardaki Ulusal Kongre Partisi’yle iyi-kötü bir şekilde yaşamayı sürdürürken, son yıllarda yaşanan gelişmeler, özellikle ekonomik anlamdaki bu kötü hal Sudanlıları bezdirdi.

Kuzey Afrika’da 2011’de Tunus ile başlayan kimilerine göre Arap baharı kimilerine göre de zemheri olarak nitelendirilen halk gösterileri/protestoları Mısır, Libya, Cezayir derken nihayet Sudan’a da ulaştı.

Gün boyu takip ettiğim kadarıyla çok farklı senaryolar çizildi. Türkiye’de her ne kadar Sevakin Adası’nın Türkiye’ye tahsisini gerçekleştirdiği için gitmesine üzülenler olsa da, otuz yılı aşkın bir süredir ülkeyi yönettiği halde, halkının meşru taleplerini görmeyen, görmek istemeyen, ülkede muhalif partilerin teşekkülüne izin vermeyen, 13 Nisan 2015’te 71 yaşında iken 25 senedir yönettiği Sudan’da, katılımın düşük olduğu bir seçimde %94 oyla bir kez daha 5 yıllığına göreve seçilen Ömer el-Beşir de artık tarihin tozlu sayfalarına karışacak. Buna belki de en çok Sudanlı gençler sevinecek. Çünkü bu süreçte en büyük pay kesinlikle onların…

Askeri konseyin anayasayı askıya alıp, üç ay süre zarfı ile olağanüstü hal ilan etmesi ve ülkeyi iki yıl bu konseyin yöneteceğini açıklamaları beni ciddi manada düşündürüp, tedirgin etse de Sudan halkının feraseti, basireti inşallah eskisinden daha güzel sayfaların açılmasına vesile olacaktır. Yine temennim bu geçiş sürecinin halkın iradesinin tecelli edeceği şekilde sonuçlanmasıdır.

Zira Sudan halkı, Savunma Bakanı Ahmed Awad ibn Avf’ın askeri konseyin başında olmasından ciddi manada rahatsız. Çünkü kendisi Ömer el-Beşir’in yardımcılarından idi ve Darfur’daki katliamlar sebebiyle Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından hakkında yargılanma talep ediliyordu. Bu nedenle Sudanlılar askeri konseyin yerine, sivil bir konseyin olmasını, iki yıllık geçiş sürecinin de en kısa zamana indirgenmesini talep ediyorlar. Hal böyle olunca, Sudan’da tansiyon bir müddet daha epey yüksek olacak gibi.

Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan yönetimlerinin daha ilk günden askeri konseyden Türkiye’nin ülkedeki faaliyetlerini rafa kaldırmasını talep etmeleri de göz önünde bulundurulduğunda, yeni Sudan diplomasimizin nasıl olacağını inanın ben de çok merak ediyorum.