Her yolculuk insanın dış dünyasını değiştirdiği kadar iç âleminde de yeni pencereler açıyor. Hele bu yolculuk sadece gezip görmek için değil de bir emanetin peşinden gitmek, bir yetimin yüzünde bayram tebessümüne vesile olmak, bir kardeşin duasına “amin” diyebilmek için yapılmışsa, yolun yorgunluğu da ayrı bir rahmete dönüşüyor.

Bu yıl da Rabbimiz, Hayrat Yardım Derneğinin kurban organizasyonu kapsamında Kenya’da bulunmayı nasip etti. Afrika’nın doğusunda, ekvator kuşağında; kimi yerde yemyeşil tepelerle, kimi yerde kurak topraklarla, kimi yerde de pırıl pırıl çocuk gözleriyle karşılaştık.

Uçuştan Önce

25 Mayıs’ta Isparta’dan karayolu ile Antalya’ya geçtik. Oradan İstanbul’a, İstanbul’dan da Kahire aktarmalı olarak Kenya’nın başkenti Nairobi’ye uçtuk. Yorucu ama niyeti güzel olan yolculukların kendine has bir bereketi oluyor.

Uçak havalanırken zihnimizde sadece varacağımız şehir yoktu. Bize emanet edilen kurban hisseleri ve bayramlık bekleyen çocuklar vardı. Önce yol arkadaşı, sonra yol denir ya; Afyon, Konya, Isparta ve İstanbul’dan gelen güzel ekiplerle bu yolculuk daha baştan bereketlendi.

Kenya’ya İniş ve Garissa Yolu

Nairobi’ye gece saat 02.00 sularında indik. Havalimanından çıkar çıkmaz fazla oyalanmadan ülkenin doğusunda yer alan Garissa’ya doğru hareket ettik. Haritada yaklaşık 350 kilometre gibi görünen yol, yol şartları ve güzergâhın yapısı sebebiyle 7 saate yakın sürdü.

Yol boyunca bir taraftan uykusuzluk ve yorgunluk bastırıyor, diğer taraftan insan nereye ve niçin gittiğini hatırladıkça sabrı tazeleniyordu. Bazı yolculuklar vardır; varacağınız yer kadar, taşıdığınız niyet de sizi ayakta tutar. Bizimki de biraz öyleydi.

Arefe Günü: Yetim Gönüllere Bayramlık

Garissa’ya vardığımızda arefe günüydü. İlk programımız, bölgede bulunan bir yetim eğitim merkezindeydi. Burada kız ve erkek 200’den fazla yetim çocuğa bayramlık kıyafet, ayakkabı ve oyuncak dağıtımı yaptık.

Bir çocuğun yeni ayakkabısını eline alıp uzun uzun bakması, bir diğerinin oyuncağını hemen arkadaşına göstermesi, bazılarının mahcup bir tebessümle teşekkür etmesi… Bunlar yazıya dökülünce küçük gibi duran ama insanın içine dokunduğunda kolay kolay unutulmayan manzaralar.

Sehl b. Sa‘d radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem “Ben ve yetime kol kanat geren kimse cennette böyle yan yana olacağız” buyurmuş; bunu söylerken de işaret parmağı ile orta parmağını gösterip aralarını hafifçe açmıştır. Bu ve benzeri hadis-i şerifleri düşündüğümüzde, hayırsever insanlarımızın yardımlarının o çocuklara ulaşması gerçekten çok büyük önem taşıyor. Biz orada sadece bir köprü olduk. Asıl dua, asıl teşekkür, kendi imkânlarından fedakârlık yapıp hiç tanımadığı çocukların bayram sevincine ortak olan bağışçılarımızadır. Hamd olsun, biz de o hayra vesile olabildik.

Programımızı tamamladıktan sonra konaklayacağımız otele geçtik. Afrika coğrafyasında sivrisinek meselesi ciddi olduğu için odadaki yatağın etrafına cibindirik takılmıştı. Daha odaya girer girmez bu manzara, bir anda eski hatıralarımı canlandırdı. Nitekim bazen bir eşya, bir koku, bir ses, bir görüntü yılların arasından insanı alıp başka bir zamana götürüyor.

Akşam namazından sonra ekiplerle lobide buluştuk. Ertesi günün kurban planlamasını yaptık. Emanet edilen kurban hisseleri, isim listeleri, kesim bölgeleri, video kayıtları ve dağıtım planları derken geceyi bir nevi sahada geçirmiş olduk.

Ve Kurban Bayramı

Ertesi sabah bayrama uyandık. Bayram namazı için namazgâha doğru yola çıktık. Bizdeki cami merkezli bayram namazlarından farklı olarak, burada geniş meydanlarda büyük cemaatler hâlinde namaz kılınıyor. Kadınlar da arka saflarda yerlerini alıp namazlarını eda ediyorlar.

Erkeklerin ve çocukların birçoğu bayrama özel cellabiye, entari tarzı kıyafetlerini giymişti. Bir yanda tekbirler, diğer yanda rengârenk kıyafetleriyle bayram sabahına hazırlanmış çocuklar… İnsanın aklına hemen şu geliyor: Dillerimiz farklı olsa da bayramın sevinci hep aynı.

Bayram namazının ardından Swahilice olduğu için anlayamadığımız uzun bir vaaz ve hutbe dinledik. Sonrasında kurbanlık hayvanların bulunduğu alana geçtik.

Kurban Bayramı’nın birinci ve ikinci gününde 800’den fazla büyükbaş hayvanın kesimini gerçekleştirdik. Afyon, Konya, Isparta ve İstanbul ekipleri olarak kesimlere dair gerekli video kayıtlarını alıp dernek merkezine gönderdik. Böylece bağışçılarımıza emanetlerinin yerine ulaştığını göstermeye de vesile olduk.

Kesilen kurbanların büyük kısmı, önceden listesi yapılan kasaba ve köylerdeki ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmak üzere sevk edildi. Bir kısmının dağıtımını da bizzat bizler yaptık. Kurban eti, çoğu zaman bizim sofralarımızda sıradan bir nimet gibi görünse de bazı coğrafyalarda bir ailenin aylarca beklediği büyük bir sevinç oluyor.

Garissa bölgesinin neredeyse tamamının Müslüman olduğu ifade edildi. Bu sebeple bayram havası sokakta, meydanda ve selamlaşmalarda hemen hissediliyordu. Her yerde bayrama ait bir canlılık, bir hareket, bir kardeşlik iklimi vardı.

Bu bölgede kurban faaliyeti yapan Kızılay yetkilileri ve gönüllüleri de bizimle aynı otelde kalıyorlardı. Başta Diyanet Vakfı olmak üzere farklı sivil toplum kuruluşlarımızın da Kenya’da geniş çaplı kurban organizasyonları yaptığını duyunca hem şaşırdım hem sevindim. İnsanımızın dünyanın bambaşka uçlarında bir kurban hissesinin, bir yetimin, bir ailenin duasına talip olması hakikaten çok kıymetli.

Garissa’dan Nairobi’ye

Garissa’daki programlarımız tamamlanınca üçüncü gün tekrar başkent Nairobi’ye döndük. Bu defa biraz da şehri tanıma imkânı bulduk. Arboretum, Karura Ormanları ve Nairobi Milli Parkı başta olmak üzere başkentteki bazı önemli yerleri görme fırsatımız oldu.

Garissa ve çevresindeki bölgelerde Afrika’nın sade, sıcak ve kendine mahsus havasını daha fazla hissettik. Toprak yollar, mütevazı evler, küçük çarşılar ve çocukların meraklı bakışları insana başka bir iklimde olduğunu hemen fark ettiriyordu. Nairobi’ye döndüğümüzde ise Kenya’nın bambaşka bir yüzüyle karşılaştık. Geniş caddeleri, yüksek binaları, alışveriş merkezleri, elçilikleri ve düzenli semtleriyle başkent yer yer bir Avrupa şehrini andırıyordu. Bu iki farklı manzara, Kenya’nın hem geleneksel Afrika ruhunu hem de modern dünyaya açılan yüzünü aynı anda taşıdığını gösteriyordu.

Nairobi’de geniş bir yürüyüş yapma imkânımız da oldu. Ben öteden beri bir şehri anlamanın en güzel yollarından birinin yürümek olduğuna inanırım. Çünkü araba ile geçerken insan sadece yolları ve binaları görür; yürürken yüzleri, sesleri, küçük dükkânları, telaşları, bekleyişleri, çocukların bakışlarını ve hayatın asıl ritmini müşahede eder.

Nairobi Milli Parkı’nda birçok hayvanı görme imkânımız oldu. Şehrin hemen yanı başında böyle bir tabiat alanının bulunması gerçekten ilginç. Yetim filleri de ziyaret ettik. Küçücük yaşta annesiz kalmış yavru fillerin bakımı, insanın yüreğine dokunan bambaşka bir tabloydu. Nairobi Milli Parkı içindeki merkezde annesiz kalmış yavru fillerin ve gergedanların kurtarılıp rehabilite edildiği belirtiliyor; parkta da gergedan, aslan, leopar, bufalo, zürafa ve zebra gibi pek çok tür yaşıyor.

1 Haziran sabahı 05.55’te Kahire üzerinden İstanbul’a, oradan Antalya’ya ve nihayet Isparta’ya dönerek yolculuğumuzu tamamladık. Gönlümüzde yorgunlukla birlikte güzel bir huzur vardı.

Kısa Kısa Kenya Notları

Kenya’da İngilizce ve Kiswahili resmî dil olarak kullanılıyor. İngilizce özellikle resmî kurumlarda, eğitimde ve şehir hayatında kendini hissettirirken Kiswahili günlük hayatın ortak dili olarak öne çıkıyor.

Dinî yapı konusunda kaynaklarda farklı oranlar görülüyor. Resmî ve Batılı kaynaklarda Hristiyan nüfusun çoğunlukta olduğu, Müslümanların ise yaklaşık yüzde 10 civarında gösterildiği görülüyor. Buna mukabil Kenya’daki bazı Müslüman çevrelerde bu oranın daha yüksek olduğu ifade ediliyor. Bizim bulunduğumuz Garissa ve genel olarak kuzeydoğu-sahil hattı ise İslami kimliğin çok belirgin hissedildiği bölgelerden.

Kenya ekvator kuşağında yer almasına rağmen iklim her yerde aynı değil. Özellikle Nairobi, yüksek rakımı sebebiyle beklenenin aksine bunaltıcı değil, yer yer yayla havası gibi. Nairobi’nin rakımı yaklaşık 1.680 metre. Bu yükseklik, şehrin havasına ciddi bir serinlik katıyor.  Kenya’nın ağaç örtüsü yüzde 12,13, orman örtüsü ise yüzde 8,83 olarak belirtiliyor.

Kurban Bayramı’na kadar Türkiye’de henüz tatma fırsatı bulamadığım kavun, karpuz ve üzüm gibi mevsim meyvelerini Nairobi’de yemek nasip oldu. Bunun yanında mango, ananas, papaya ve passion fruit yani çarkıfelek meyvesi de sıkça tükettiğimiz meyvelerdendi. Gıdanın Türkiye’ye göre belirgin seviyede ucuz olduğunu söyleyebilirim.

Yağışın ve iklimin de etkisiyle Kenya’da çay ve kahve önemli ürünler arasında. Özellikle çay, ülke ekonomisinde ciddi bir yer tutuyor; Kenya Çay Kurulu’nun 2024 raporuna göre çaydan elde edilen toplam gelir 215,21 milyar Kenya şilinine ulaşmış, ihracat miktarı ise 594,5 milyon kilogram olarak gerçekleşmiş. Kahvede de üretim ve ihracat var; Bir raporda 2025/26 sezonu için üretim 850 bin torba, ihracat ise 840 bin torba olarak öngörülüyor.

Kenya’da yakıt fiyatları dikkat çekici. 15 Mayıs-14 Haziran 2026 dönemi için Kenya Enerji ve Petrol Düzenleme Kurumu’nun açıkladığı tavan fiyatlara göre Nairobi’de süper benzin 214,25 Kenya şilini, dizel 242,92 Kenya şilini; Garissa’da ise süper benzin 220,62 Kenya şilini, dizel 249,76 Kenya şilini seviyesinde. 1 Kenya şilini yaklaşık 0,356 TL kabul edildiğinde Nairobi’de benzinin litresi yaklaşık 76 TL’ye, Garissa’da yaklaşık 79 TL’ye; Garissa’da dizelin litresi ise yaklaşık 89 TL’ye denk geliyor.

Yakıtın pahalı olmasında ülkenin dışa bağımlılığı da etkili. Kenya’nın rafine petrol ürünlerinin tamamını ithal ettiği, fiyatlandırmanın da büyük ölçüde dolar üzerinden etkilendiği resmî belgelerde ifade ediliyor.

Trafik bize göre ters akıyor. İngiliz sistemi gibi soldan trafik var, direksiyonlar da sağ tarafta. Araçların önemli bir kısmı Toyota marka. İngiliz sömürge geçmişi, ülkede sadece trafikte değil; dilde, demiryolu tarihinde ve bazı idari yapılarda da kendini hissettiriyor. Kenya-Uganda demiryolunun inşası 1896’da başlayıp 1901’de tamamlanmış; bu hat, Mombasa Limanı üzerinden bölgenin iç kesimlerini dış dünyaya bağlayan önemli bir sömürge altyapısı olmuş. İnşaatta çok sayıda Hintli ve Güney Asyalı işçinin çalıştırıldığı da kaynaklarda yer alıyor.

Oradaki arkadaşlardan dinlediğimiz kadarıyla Kenya’da 300 civarında Türk yaşıyor. Bunların bir kısmı müteahhit, iş insanı, resmî temsilcilik çalışanı veya farklı alanlarda faaliyet gösteren kişiler. İşçilik ücretlerinin düşük olması sebebiyle küçük işletmelerde bile çok sayıda çalışan görmek mümkün. İnşaat maliyetlerinin Türkiye’ye göre daha düşük olduğu, fakat Nairobi’de kiraların oldukça yüksek seyrettiği ifade edildi. Başkentte 2+1 bir daire için aylık 800-1000 dolar arası kiraların konuşulması bizi şaşırtan bilgilerden biriydi.

Kenya milli parklar bakımından oldukça zengin bir ülke. Özellikle Kenya-Tanzanya sınırındaki safari alanları, dünyaca meşhur belgesellere konu olan vahşi hayat görüntüleriyle biliniyor. Aslan, leopar, çita, bufalo, zürafa, gergedan ve zebra gibi hayvanları doğal yaşam alanlarında görmek mümkün. Biz de Nairobi’deki parkta bu atmosferi bir nebze olsun yaşama imkânı bulduk.

Son Söz

Bu yolculuk bana bir kez daha şunu gösterdi: Yardım faaliyetleri sadece bir paketi götürmek, bir kurbanı kesmek, bir eti dağıtmak değildir. Bazen bir çocuğa unutulmadığını hissettirmektir. Bazen bir ailenin sofrasına bayram bereketi taşımaktır. Bazen de hiç tanımadığınız bir insanın duasında yer bulmaktır.

Garissa’daki yetim çocukların tebessümü, bayram sabahı namazgâhta yükselen tekbirler, Swahilice hutbede anlamadığımız ama ruhunu hissettiğimiz cümleler, kurban emanetlerinin yerine ulaşması için koşturan ekipler, Nairobi sokaklarında yürürken gördüğümüz hayat manzaraları… Hepsi bu kısa yolculuğun bize bıraktığı emanetler oldu.

Rabbim, hayır sahiplerinin hayırlarını kabul eylesin. Bizleri de dünyanın neresinde olursa olsun mazlumun, yetimin, ihtiyaç sahibinin duasına talip olan kullarından eylesin.