2013’te Sudan’da Arapça eğitimi alırken günlük izleme de yapıyordum. Tabi daha ilk günler olduğu için Arapça çizgi filmlerle başlamıştım. Bazı cümle kalıplarını da ezberliyordum. Selahaddin Eyyübi’nin hayatını anlatan bir çizgi filmdeki şu ilk cümle bu ezberlerimdendi: “Li-külli hikâyetin bidâye..” yani “her hikayenin bir başlangıcı vardır.” Şimdi 2018’de başlayan ve 7 Mayıs 2026 itibarıyla tamamladığım yüksek lisans ve doktora hikayeme dair unutulmaz bazı hatıralarımı zikredeceğim.
Eğitim için ikinci defa gittiğim Sudan’dan 2018 baharında dönmüştüm. İlahiyat mezunu olmak hasebiyle kendi bölümünde yüksek lisans yapma fikrimi görüşlerine çok değer verdiğim muhterem bir büyüğüm ile paylaştım. Kendisiyle yaptığım istişare neticesinde hadis bölümünde yüksek lisansa başvurdum. ALES ve mülakat sonucunda kaydımı yaptırdım. Eylül ayında memleketten Isparta’ya biraz geç gelince ilk iki haftadaki derslere girememiştim. (Aslında “herhalde zaten ilk haftalar ders olmaz.” diye düşünmüştüm.) Üçüncü hafta üniversiteye gittim zaten hepsi pazartesiye toplanmış olan yüksek lisans derslerine başladım. Derslerin tamamını hocalarımızın odasında yapıyorduk. Günün ikinci dersinde ise hiç unutamadığım şöyle bir hadise yaşanmıştı: 2 saat süren dersten sonra herkes gibi ben de çıkmaya hazırlanırken hocam ismimi zikrederek benim kalmamı istedi. Kapıyı kapatmamı istedi ve yanına çağırdı. Ve bana şunları söyledi: “Ben mazeretsiz bir şekilde dersime gelinmemesinden veya geç kalınmasından hoşlanmıyorum. Ben her birinizden danışmanlık ücreti alıyorum. Eğer öyle bir gelip bir gelmeyeceksen, ciddi olarak takip etmeyeceksen kaydını sildir. Ta başka isteyen bir öğrenci kayıt yaptırabilirsin.” Bu sözler karşısında hayrete düşmüştüm. Yüzüm kızarmıştı. O ara hocaya çok bir şey diyemeden çıkmıştım. Ama kendi kendime o gün o dakikada bir söz vermiştim. O günden sonra çok ciddi bir şekilde hem dersleri takip ettim hem de üzerime düşen sorumlulukları yerine getirmeye çalıştım. İki ders döneminden sonra sıra yüksek lisans tezinin konusunu belirlemeye gelmişti. İstişare ederken hocama şöyle demiştim: “Hocam bizim Süleyman Demirel Üniversitesi bünyesinde Endülüs Araştırmaları Merkezi kurulmuştu. Ben de dördüncü sınıftayken yani iki sene evvel bu merkezin düzenlemiş olduğu lisans kategorisindeki “Endülüs’ten Günümüze Bakış” isimli makale yarışmasına katılmıştım. Yazmış olduğum “Endülüs’ten İlhamla 21. Yüzyıl İslâm Medeniyetinin Yeni Ufukları” başlıklı makale ile 80’den ziyade makale içerisinde ikinci olmuştum ve Bosna Hersek gezisi kazanmıştım. Acaba yüksek lisansta da Endülüs’e dair bir konu mu çalışsam?” Daha sözlerimi tamamlar tamamlamaz hocam: “Şu kadar yıldan beri lisansüstü öğrencilerim var. Hep bir öğrencimin Endülüs ile alakalı bir çalışma hazırlamasını arzu etmiştim. O sen olsan gerek.” dedi. Çok şükür bu konuşmanın üzerinden 8 ay geçmeden yüksek lisans tezini yazmak ve savunmak nasip oldu. Hocam savunmadan sonra ilk yüksek lisans dersindeki bana söylediklerini hatırlamış olacak ki: “Şerif, sana şöyle şöyle demiştim. Gerçeği söylemek gerekirse biraz da yapabilir misin diye endişe etmiştim. Ama sen o günden sonra bugüne kadar beni şaşırttın ve tezini tamamladın seni tebrik ediyorum.” dedi.
Hocamın da tensibiyle hiç vakit kaybetmeden doktora için başvurdum. Pandemiden dolayı ilk dönemde online olarak yaptığımız eğitimlerde, ders döneminde başka doktora öğrencisi olmadığından dolayı hocam ile 14 hafta boyunca teke tek ders yaptık. Saat 8:00’de ders başlar ve tam 10:15’e kadar devam ederdi. Her hafta bir kitabı okuyup özetini anlatıyordum. Teke tek olunca farklı farklı meselelerden de konuşuyorduk. Ama hocam derste saded dışına çıkmıyordu. Ben bazen “Hocam bu kadar yetsin mi diye sorunca daha süremiz dolmadı, devlet bize bu sürenin parasını veriyor onun için erken ayrılmak hoş olmaz aldığımız paranın helaliyetine sıkıntı gelir.” diyordu. Yani vurgulamak istediğim o ki: hocamın hem sözlerinden hem fiillerinden ders alıyordum. Ders döneminden sonra sıra doktora yeterliğe gelmişti. Belki de en çok çekindiğim dönem başlıyordu.
Onlarca kitap siparişi, kitap özetleri, bilgi fişleri, alınan notlar vs… Hâlim sanki dipsiz bir kuyuya atılan taş gibiydi. Endişeli bir süreçti. O gün geldiğinde ilk önce sözlü sınav oldum. Daha sonra hocam ile beraber diğer dört hocamın sözlü soruları başlamak üzereydi. O esnada bir hocam doktora tezi olarak belirlediğim bir konu olup olmadığını sordu. Ben de yine Endülüs ile alakalı bir konuyu çalışmayı düşündüğümü gerekçeleriyle izah ettim. Daha önceden hazırladığım bilgileri kendileriyle paylaştım. Ve o hocam şunu söyledi: “Şu aşamada bu kadar hazırlıklı olmandan ve çalışacağın konunun çok orijinal olmasından dolayı seni tebrik ediyorum.” Bu cümle beni öylesine rahatlatmıştı ki sanki üzerimden dağlar kalkmıştı. Elhamdülillah diğer hocaların tasvipleriyle bu süreci de suhulet ve muvaffakiyet ile tamamlanmış oldum. Daha sonra tez izleme komiteleri (TİK) süreçleri başladı. Bazen coşkun bir nehir gibi bazen de oldukça durgun bir şekilde üç sene tez yazım sürecim devam etti. Her bir TİK’te hocalarımın yapıcı tenkitleri, yol gösterici yönlendirmeleri ile karşılaştım. Bu doğrultuda yaklaşık 8 sene süren yüksek lisans ve doktora sürecimi hamd olsun 7 Mayıs’ta tamamlamaya muvaffak oldum.
Bu uzun süreçte her daim erişilebilir olan, beni alakadar eden resmi prosedürleri bazen benden daha sıkı takip ederek beni ikaz eden ve yönlendiren, şefkatini, tevazusunu ve desteğini her zaman hissettiren, ciddiyetle samimiyeti aynı anda gösterebilen ve ilmi vukufiyeti ile kaliteden taviz vermeden bütün bu süreçlerde yanımda olan muhterem danışman hocam Prof. Dr. Talat Sakallı’ya en kalbî teşekkürlerimi takdim ediyorum. Rabbim kendisine ve emeği geçen diğer hocalarıma sıhhat ve afiyet içerinde hayırlı çalışmalar nasip eylesin. Rabbim kendilerinden ebeden razı olsun. Amin.
1 yorum
Endülüs’ün ikinci bir Lütfi Şeyban’ı olarak gördüğüm değerli kardeşimi tebrik ediyorum, muvaffakıyyetler diliyorum.